Cassiopeia (Yılanın Şefkati)

damlaozkal

Administrator
Administrator
Katılım
30 Eki 2022
Mesajlar
22
Tepki
1
Cassiopeia (Yılanın Şefkati)

1668372049813.png


Hikayesi

General Du Couteau'nun en küçük çocuğu olan Cassiopeia, gözlerini soylu Noxus'lu ailelerin arasındaki geniş imkânlarla dolu ve ayrıcalıklı hayata açmıştı. Keskin zekâsı ve sivri dili kendini daha küçük yaştan belli etmişti. Ablası Katarina babasının eğitmenliğiyle kendi kulvarında ilerlerken, Cassiopeia ise annesi Soreana'nın izinden gidecekti.

Noxus'un Shurima kıtasına yayılmasında büyük kahramanlıklar gösteren General Du Couteau, bir süre sonra ailesini de yanına aldırıp onları Urzeris adlı kıyı şehrinde valinin evinin yakınlarına yerleştirdi. Kendini tanımadığı bir ülkede ve etrafı yabancılarla çevrili olarak bulan Cassiopeia, annesinin yanından pek ayrılmıyordu. Bu sayede politika, diplomasi ve gizliden gizliye etki kurma hakkında pek çok şey öğrendi. Cassiopeia büyüdükçe Soreana'nın imparatorluğun durumu haricinde bazı gizli endişeleri olduğunu fark etti.

Bir gün Soreana, ailece yaşadıkları evde hiç beklenmedik bir anda yığılıp kaldı. Bilinmeyen bir el saç fırçasına yakıcı bir zehir sürmüş ve onu ölümün eşiğine getirmişti. General Du Couteau suikastçıların işlerini nasıl gördüğünü çok iyi bilirdi. Bu yüzden evin bütün çalışanlarını işten çıkardı. Karısıyla kızları boş bir evde tek başlarına kalmıştı.

Hâlâ çocuk denecek yaşta olan Cassiopeia annesinin hasta yatağının başından hiç ayrılmıyordu. Soreana'nın iyileşmesi aylar sürdü ama bu sırada Cassiopeia'yla aralarındaki bağ daha da güçlendi.

General, uzun zamandır planlanan Ionia işgalinin hazırlıkları için Noxus'a çağrıldığında yanına Katarina'yı da alırken Cassiopeia Urzeris'de kalacaktı. Bu durum Soreana'yı gözle görülür biçimde rahatlatmıştı. Sonunda kızına, bazılarının “Kara Gül” dediği gizli ve dışarıya kapalı bir hizbin üyesi olduğunu söyledi. İmparatorluğa yüzlerce yıldır rehberlik eden bu hizip sonunda nüfuzunu Shurima'ya da yaymayı başarmıştı.

Artık kocasının dikkatli gözleri üzerinde olmadığı için Soreana asıl çalışmalarına başlayabilirdi.

Cassiopeia, zamanla annesinin dikkatli öğretmenliği sayesinde son derece güzel, kurnaz ve akıllı bir genç kadına dönüştü. Yalnız empati yönünden zayıftı. Çevresindekileri, amaçlarına ulaşmak için kullanıp hemen bir kenara atılacak birer araçtan ibaret görüyordu.

Daha genç kızlık çağında olmasına rağmen, annesini öldürmeye çalışanları bulup ortadan kaldırdığı için Kara Gül üyesi olmuştu. Hızı ve becerikliliği Soreana'yı bile şaşırtıyordu. Ardında ne yaptıklarına ne de kullandığı aracılara dair tek bir iz bırakıyordu. Cassiopeia ancak kendini böyle kanıtladıktan sonra, hizbin Shurima için kurduğu daha geniş çaplı planları öğrenme ayrıcalığına erişebilmişti. Ailesinin muazzam kaynaklarını kullanarak çölün derinliklerine keşif gezileri düzenlemeye başladı. Bu gezilerde, Shurima'lı bir paralı asker olan Sivir'in yardımıyla antik harabeleri yağmaladı.

Başkentten gelen bir haber üzerine çalışmalarını daha da hızlandırması gerekti. Jericho Swain, Yüce General Boram Darkwill'i devirmişti. Bazı soylu aileler bu darbeyi tanımaya karar vermişti... ve aralarında Du Couteau'lar da vardı.

Kocasının ihaneti Soreana'yı hem öfkelendirmiş hem de iğrendirmişti. Bir yandan da Kara Gül'ün tüm üyelerinin artık tehlike altında olduğundan korkmaya başlamıştı. Telaşa kapıldı. Cassiopeia'yı, Shurima'nın eski çağlarda tüm dünyaya üstünlük kurmasını sağlayan ilahi gücü aramaya yolladı. Cassiopeia, ya yaklaşmakta olan gizli savaşta kullanılmaya hazır bir silahla geri dönmeye ya da hiç dönmemeye yemin etti.

Bu yemini tutma uğrunda sonsuza dek değişecekti. Yükseliş'e ermişlerden birinin çağlardır kayıp olan mezarını bulduğunda, elde etmek istediği gücün eşiğinde olduğunu da kavradı. Bu gücü ele geçirmeden önce, yaptıklarına şahit olan herkesi ortadan kaldırmaya karar verdi. Hançerinin ilk kurbanı, rehberi Sivir olmuştu; fakat tam o sırada taştan yapılma kadim bir mezar muhafızı kafasını kaldırıp sivri dişlerini Cassiopeia'nın etine geçirdi.

Cassiopeia yaratığın büyülü zehrine dayanamayıp yere yığıldı. Parayla tuttuğu askerler onu çöl yollarında taşıyarak eve götürürken bedeni, genç kadının çığlıkları arasında feci bir dönüşüm geçirerek yeni ve korkunç bir hal aldı...

Cassiopeia kendini Urzeris'te kaldıkları evin kullanılmayan anıt mezarına kilitleyip dönüşümün anlatılmaz azabını tek başına yaşadı. Soreana Du Couteau'nun zeki ve güzel kızı gitmiş, yerine gölgelerde sinsi sinsi gezinen, zehir tüküren ve taşı eliyle cam kırarmış gibi kırabilen canavarımsı bir sürüngen gelmişti.

Cassiopeia haftalar boyu ağlayıp dövünerek kaybettiği hayatın yasını tuttu. Sonunda bir gün, dökecek gözyaşı kalmadı. Kendini umutsuzluğun karanlık dehlizlerinden çıkardı. Kaderini kabul etmeye, hatta belki bir gün kucaklamaya bile kararlıydı. Evet, umduğu Yükseliş'e erememişti ama ölü Shurima ilahlarının büyüsünü ortaya çıkarmıştı. Tıpkı annesiyle planladıkları gibi bu gücü Kara Gül'ün entrikaları doğrultusunda kullanacaktı. Üstelik gücün, içinde günbegün büyüdüğünü hissedebiliyordu.

Ama sonunda neye dönüşeceğini şu an Cassiopeia bile bilmiyor.
Cassiopeia mazgallı çatıya yaslanarak Urzeris'in dolambaçlı yollarına, kalabalık sokaklarına baktı. Yıllardır Noxus egemenliğinde olan bu sahil şehri yeni kimliğini kucaklamayı yine de reddediyordu. Antik ve geleceğe sessizce karşı koyar bir havası vardı.

Tam bir Shurima şehriydi.

Gecenin soğuğundan etkilenmeyen Cassiopeia, kalçalarındaki yumuşak derinin kıvrım kıvrım, üst üste binmiş yılan pullarına dönüştüğü yeri belli eden yarı şeffaf ipekten bir gecelik giymişti. Gizli gözlem yerine kızarmış et kokuları geliyordu ama sıkış tepiş yaşayan binlerce insanın yaydığı iğrenç kokuyu maskeleyemiyordu bunlar. Değdiği yeri eriten zehri salyasıyla karışınca ağzı yandı. Kaslı kuyruğunu sıktı. Binanın taşları çatlayıp aşağıdaki sokağa döküldü.

Düşen taşlar sıçanları kaçırdı. Kir içindeki sokak çocukları koşa koşa köşeleri dönerken kukuletalı siluetler gölgelerde fısıldaştı ve iri yarı askerler sendeleye sendeleye hanlara, barlara girip çıktı. Başlarının üstündeki karanlıkta gezinen yırtıcıdan hiçbirinin haberi yoktu.

Cassiopeia'nın pençeli eli pullu kuyruğunun yanına değdi. Gölgeler yılansı biçimini gizliyordu. Bir zamanlar Noxus'un kuvvetli bir ismiydi. Suikastçılar en ufak isteği üzerine harekete geçer, askerler en karanlık sırlarını ona açar, kendilerini kollayacağını uman generaller tavsiyelerine seve seve uyardı. Cassiopeia iç çekti. Bu aralar sadece gecenin karanlığına gizlenerek ortaya çıkabiliyordu. Artık Noxus toplumunun nüfuz sahibi bir siması değildi. Bu tiksinti verici yaratığa dönüştüğünden beri gizleniyordu.

Cassiopeia çölden döndüğünde, dönüşümünden duyduğu korku yüzünden ailesinin kaldığı evin anıt mezarına saklanmıştı. İçi yılan vücudu yüzünden tiksintiyle ve soylu yaşamını kaybetmenin yasıyla dolarak o soğuk, nemli yeraltı odasında haftalarca kalmıştı.

Sonunda gitgide artan avlanma arzusuna yenik düşerek geceleri ev halkı uyurken çıkıp şehri dolaşmaya başlamıştı.

Geniş omuzlu, deri göğüs zırhı giymiş bir asker elinde içkisiyle sendeleyerek bir handan çıkınca Cassiopeia daldığı düşünceleri bir kenara itti. Beklediği adam sonunda gelmişti. Yukarıdan hareketlerini takip ederek onu kale duvarları ve kemerler üzerinden sessizce izledi. Adam sonunda boş bir avluya girdi. Tam yerine gelmişti. Cassiopeia bitişikteki bir çatıya süründü. Gözleri av heyecanıyla ışıldıyordu.

Gölgesi askerin üstüne düştü. Asker sarhoş cüretiyle döndü.

“Arkamda olduğunu biliyorum. Göster kendini!”

Cassiopeia'nın kuyruğu heyecanla seğirdi. Çatal dilini çıkarıp havayı tattı. Adamın kanının tatlı kokusunu ciğerlerine doldurup nefesini büyük bir keyifle verdi.

“Benimle yüz yüze savaş!” diye haykırdı adam. “Av hayvanıymışım gibi gizli gizli peşime takılamazsın.”

Cassiopeia öfkeyle tısladı. Asker yukarı bakana kadar o avlunun karşı tarafına sürünüp adamın hemen tepesine tünemiş, gözden uzak gölgelerin arasına çekilmişti.

“Kendini hayvandan üstün sanıyorsun demek,” dedi.

Adam başını aniden çevirerek sesinin geldiği yeri bulmaya çalıştı.

“O tarafa nasıl o kadar çabuk geçtin?” diye sordu. Sesindeki titreme, kabadayıca tavırlarını yalanlıyordu.

“Senin vahşetinin yanında hayvanların lafı bile olmaz,” dedi Cassiopeia.

Nefesi sıkışan adam kaçacak yer arayarak yavaş yavaş uzaklaşmaya başladı. Her kapıyı çalıyordu ama hepsi içeriden sürgülenmişti. Cassiopeia onun, kendisini kimin neden avladığı bilmecesini çözmeye kafa yoruşunu hayal etti.

Asker kılıcını çekti ama nereyi hedef alacağından emin değildi. Olduğu yerde dönüp duruyordu. “Canımı sıkma ha. Senden daha kuvvetli düşmanların bağırsaklarını deştim ben.”

“Sadece düşmanların olsa iyi,” diye karşılık verdi Cassiopeia. “Marifetlerini gördüm. Geceleri sinsi sinsi gezen tek sen değilsin.”

Adam onun sesine dönerken Cassiopeia asitli zehir tükürdü. Zırhında ve derisinde bozuk para büyüklüğünde yaralar açılan adam acı içinde haykırdı. Cassiopeia yanan derinin ve etin keyif verici kokusunu içine çekti.

Adam kılıcını kaldırdı. “Kimsin sen? Bunu neden yapıyorsun?”

“Seni gözledim. Kim olduğunu, neler yaptığını biliyorum...”

“Ne yaptığım seni ilgilendirmez.”

“Eti ejder köpeklerine atılsın diye çocukları öldürdüğünü biliyorum. İyi para getiriyormuş diye duydum.”

Adam kılıcını yakındaki bir pencerenin panjurları arasına sokup kanırtarak açmaya çalıştı ama pencereler de kilitliydi.

“Sonra bir de barda çalışan şu üç kadın var,” dedi Cassiopeia. “Sarmela, Elmin ve Lyx. Dün nehirde bulunmuşlar. Onlarla işini bitirince yüzlerini tanınmayacak hale getirmişsin.”

Pençelerini adamın etine geçirdiğini hayal etti zevkle.

Adam tekrar savaş duruşu aldı. “Benimle gölgelerden savaşamazsın. Çık ortaya!”

“Peki öyleyse.”

Kıvrıla kıvrıla avluya inip dikilerek tam boyuna ulaştı. Adamın gözleri korkudan irileşti, elleri titremeye başladı. Cassiopeia adamdan bir baş, bir de omuz boyu uzundu. Kısılmış gözleriyle tepesinden bakıyordu.

“Canavar!” diye bağırdı.

“Canavar...” diye mırıldandı Cassiopeia. “Bana çok daha kötü şeyler de dediler.”

Sola sürünüp kuyruğunu adamın bacaklarına doğru savurarak onu kolayca yere serdi.

Kuyruğunu adamın göğsüne sarıp kaburgalarını sıkmaya başladı. Güm güm atan kalbinin zorlanmaya başladığını hissediyordu. Kemik çatırtıları duydu. Adamın kaburgalarını tamamen kırma arzusuna karşı gelip kuyruğunu gevşetti. Asker sürünerek kılıcının yanına gidip silahı çaresizce kavradı. Cassiopeia adamın titremesini seyretmekten büyük zevk alıyordu.

Yavaş yavaş çevresinde döndü. Adam ona baktığında yüzünde yavaş yavaş bir tanıma ifadesi uyandı.

“Yüzünden çıkardım. Leydi Cassiopeia'sın sen! Ne hale gelmişsin!”

Kılıcının ucunu yere saplayıp ondan destek alarak ayağa kalktı.

“Demek artık bu şehrin pis ara sokaklarında benim gibi ayyaşları kovalıyorsun.” Adam kan tükürdü. “Nereden nereye düşmüşsün!”

Cassiopeia zehir akıtan sarı köpek dişlerini göstererek tısladı.

Bakışları adamın gözlerine saplandı, aralarında zalimce bir bağ kurup ikisini de bulundukları yere mıhladı. Genç kadın tüm hiddetinden, geldiği halin adaletsizliğine duyduğu öfkeden, ayrıcalıklarla dolu yaşamını kaybetmenin acısından, gerçekleştiremeyeceği planların burukluğundan güç alan bir çığlık attı. Tiz, ciyak ciyak, zihin durdurucu bu feryada tüm duygularını yükledi.

O bağırırken hiddetinin yerini öfke aldı. Sanki havada süzülüyordu. Büyük şeyler başarma potansiyeli sınırsızdı. Benliğinin her zerresi kadim bir güçle şakıyordu.

Cassiopeia'nın gözlerinden yakıcı, zümrüt rengi ışıklar fışkırdı. Adamın son anlarındaki telaşı, içinden dışına taşlaşan bedeninin siluetine yansıdı. Bakışları donuklaştı, grileşti ve sertleşti. Lanet, etini taşa dönüştürürken son dehşet çığlıklarını da boğdu.

Cassiopeia akarcasına heykelin yanına gidip sert yanağına hafifçe dokundu. Bir zamanlar deri olan yüzey, artık kurumuş bir nehrin yatağına benzer çirkin bir doku almıştı.

“Bir zamanlar insanlara istediğimi yaptırmak için rüşvet vermek, onları kandırmak ya da... başka şekillerde ikna etmek zorunda kalırdım. Ama artık... her istediğimi alıveriyorum.”

Kuyruğunu tekrar savurup heykeli devirdi. Heykel kırılıp un ufak olurken pırıl pırıl gözlerle gülümsedi.

Cassiopeia işini incelerken gururdan yanakları pembeleşmişti. Soylu yaşamı bitmiş olabilirdi ama damarlarında o kadar sınırsız bir gücün aktığını hissediyordu ki! Kıvrıla kıvrıla yeniden çatılara çıktı. Zihninde onlarca fikir dolaşıyordu.

Bir sonraki kurbanını avlamak daha zor olacaktı.

Yetenekleri

Cassiopeia_Passive.png

PASİF

Yılanın Lütfu

Cassiopeia seviye başına hareket hızı kazanır ama çizme eşyalarını satın alamaz.

CassiopeiaQ.png

Q​

Zehirli Patlama​

Cassiopeia kısa bir gecikmenin ardından belli bir alanda Zehir patlaması oluşturur ve bir rakip şampiyonu vurduğunda hareket hızı artar.

CassiopeiaW.png

W​

Zehir​

Cassiopeia'nın ortaya çıkardığı bir dizi zehir bulutu rakiplerin yavaşlamalarına, yere saplanmalarına ve bir miktar hasar almalarına neden olur. Yere saplanan rakipler, hareket yeteneklerini kullanamaz.

CassiopeiaE.png

E​

İkiz Diş​

Cassiopeia verdiği hasarın bir miktarı kadar iyileşmesini sağlayan ve zehirlenmiş hedeflere fazladan hasar veren bir saldırı gerçekleştirir. Eğer bu saldırı hedefi katlederse, Cassiopeia belli bir miktar mana geri kazanır.

CassiopeiaR.png

R

Taşlaştıran Bakış​

Cassiopeia gözlerinden büyülü bir enerji dalgası saçarak yüzü ona dönük olan bütün rakipleri sersemletir ve sırtı dönük olan rakipleri yavaşlatır.

Kostümleri


Haydut Cassiopeia
Siren Cassiopeia
Mitolojik Cassiopeia
Yeşim Diş Cassiopeia
Eternum Cassiopeia
Ruh Çiceği Cassiopeia
Cadılar Meclisi Cassiopeia
Cadı Cassiopeia
 
Home Register Log In
Üst