Saints Row: The Third

Asyacuk

Moderator
Moderatör
Katılım
12 Kas 2022
Mesajlar
592
Tepki
2
Steelport şehrinde yine bir şeyler ters gitmektedir. Her bölgenin farklı bir çete tarafından yönetilmesi ve güç dengelerinin gün geçtikçe değişmesi, suç dünyasında herkesi daha fazla
önlem almaya itmektedir. Derken yeni bir savaş daha patlak verir ve Third Street Azizleri ile Syndicate çetesi arasında büyük çekişme başlar. İşte yeni oyunumuz The Third’ün odaklandığı nokta da tam burası.

Açık dünya bir aksiyon oyunu yapıyorsanız, konu az çok genel hatlarıyla bellidir. Zaten pek fazla oyun örneğinin olduğunu söyleyemeyiz, ancak üzerine bir de kullanılan senaryo hatlarının hemen hemen aynı olması, özellikle sürükleyici senaryo seven oyuncular için kayıp olabiliyor.

Çete savaşları

The Third’de Thirt Street Saints’in liderini kontrol ediyoruz. Oyuna başlar başlamaz bir soygundayız. Tüm ekip koca maskelerini takmış ve içeriye dalmış. Tek eksik olan şey ise, bunun bir soygun olduğundan henüz kimsenin haberinin olmaması. Fark etmeleri uzun sürmüyor ve heyecanlı çatışma başlıyor. Aksiyon sırasında ekibimizin bazı hayranları çıkıp imza isteyebiliyor veya fotoğraf çektirebiliyor. İşin ilginci ise, hemen yarım metre ötede adamlar ölüyor. Buna rağmen bazı siviller fazlasıyla umursamaz. Anlıyoruz ki bu oyunda ciddiyet olayı arka planda, mizah unsuru baş rolde. Zaten bunu oyunun en başından da anlayabiliyoruz aslında. Star Wars tarzı bir müzik, aşağıdan yukarıya doğru kayan yazılar, ama alaycı, komik yazılar… Ne oluyor yahu, şaka mı bu? Evet, şaka.

Steelport şehrinde geçen maceramızda, üstte de belirttiğim gibi büyük bir çete savaşının içerisindeyiz. Belki en önemli düşmanımız bir tane, ama diğer çeteleri de görmezden gelemeyiz. Şehirde geziye çıktığımızda bizi mıhlamak isteyen, görevden göreve koştuğumuzda bizi engellemeye çalışan birçok kişi var. Üstelik şehrin her bölgesi farklı çeteler tarafından korunduğu için bir de onlarla uğraşmamız gerekebiliyor. Olsun, “Bu mahallenin yeni muhtarı benim” demek istiyorsak, pek de zorlanacak değiliz. Kullanabileceğimiz birçok farklı silahımız var. Roket, pompalı tüfek, otomatik tüfek, pistol, hatta bazı erotik oyuncaklar bile! Evet, yapımcılar mizah unsurunu diyaloglarda, görev yapılarında kullandığı gibi, karakterlerin ekipmanlarında da kullanmış. Zaten kapışacağımız düşmanların da bir kısmı giyim tarzı olarak fazlasıyla dikkatinizi çekecektir.


8.jpg

Baktığımızda gayet büyük bir şehir haritası var önümüzde. Saints Row 2’yi hemen unutun, yeni mekanları ezberlemeye bakın. Görev yaparken, arada ele geçireceğiniz yeni bölgeler, güvenli bölge olarak kayıt altına alınıyor ve siz burada yeni ev ve dükkanlarınıza göz kulak olabiliyorsunuz. Tabii ki sonradan gelebilecek saldırılara karşı da tedbirli olmanız şart. Oyunun başından sonuna aynı karakter ve silahlarla ilerleyecek değiliz ya? İş bitirdikçe hem kullanabileceğimiz silahlar, hem de karakterimizin özellikleri artıyor. Bir nevi gelişim sistemi mevcut.

Neler kullanabiliriz?

Harita büyük, görevler de farklı noktalarda olunca, sadece tabanvay yapmak yeterli olmuyor haliyle. Malum, bazen saldırmak, bazen de kaçmak gerekiyor. Etrafta bir sürü araba var. Dilediğinizi seçin, binin. Ne çığlık atan yayaları, ne de peşinize takılan polisleri pek dert etmenize gerek yok. Aklıma Jet Li’nin Romeo Must Die filmindeki bir sözü geldi: “Amerika’yı seviyorum. Arabalar bedava”. Çaldığımız arabaları, daha sonra garajlara götürüp, tamir ettirebiliyor, renginden motor hacmine kadar değişiklikler yapabiliyoruz. Bir önceki oyunda kütüksü olan araç kontrolleri, The Third’de daha iyi olmuş. Ve bence araba kullanmanın en güzel yanı ise, caddelerde magandalık yapmak. Evet, bu söylediğim tabii ki oyun için geçerli sadece. Arabayı sürerken, aynı zamanda pencereden sarkıp etrafa yaylım ateşi açabiliyoruz. Hele yanımızda arkadaşlarımız varsa, onlar da başlıyor ateş etmeye. Bir anda eğlenceli komedi aksiyon filmlerini aratmayan sahnelerle karşılaşıyoruz.
 
Home Register Log In
Üst