Blitzcrank (Büyük Buharlı Golem)

damlaozkal

Administrator
Administrator
Katılım
30 Eki 2022
Mesajlar
22
Tepki
1
Blitzcrank (Büyük Buharlı Golem)

1668012633270.png


Hikayesi


Zaun harikulade deneylerin yapıldığı, renkli, canlı, her şeyin başarılabileceği bir yer. Ama bunların hepsinin bedeli var. Altşehir sınırsız yaratıcılığın yanı sıra kirlilikle, yıkımla ve acıyla dolu. Bunlar şehre öylesine yayılmış ki etkilerini hafifletmek için icat edilen araçlar bile onun çürütücü pençelerinden kaçamıyor.

Zaun'un koskoca mahallelerine yayılmış zehirli atıkları kaldırmak için tasarlanmış, devasa mekanik golemler sağlığa akıl almayacak kadar zararlı olan koşullarda çalışır. Böyle bir golem, programlamasının Zaun'u yeniden insanlar için yaşanır hale getirme buyruğuna uyarak benzerleriyle birlikte çalışıyordu. Ama en sağlam metali bile eritecek çevre koşulları yüzünden gövdesi kısa sürede aşındı ve çok geçmeden bozulup işe yaramaz diye bir kenara atıldı.

Fakat onun yine de yararlı olabileceğini bilen bir kişi vardı. Mucit Viktor terk edilmiş golemi görünce hareketsiz kasanın içinde yatan potansiyeli fark etti ve aniden ilham buldu. Viktor deneylere başladı. Otomata, onu asıl yapım amacının çok ötesine taşıyabilecek yeni bir öğe eklemek istiyordu.

Hextech.

Terk edilmiş golemin kasasına Shurima çöllerinden getirilmiş paha biçilmez bir hextech kristali taktı ve makine gümbürtülerle canlanırken nefesini tutup bekledi.

Mucit, hextech kristalinin beklenmedik bir yan etkisi sonucunda cızırtılarla golemin kasasında dolaşan yıldırımcıkları ("blitz") görünce ona Blitzcrank adını verdi ve onu Zaun'un en zehirli bölgelerine yolladı. Blitzcrank buharlı kardeşleri kadar becerikli olduğunu kanıtlamakla kalmadı, görevlerini onlardan çok daha hızlı ve etkin bir şekilde tamamladı. Günler haftalara dönüşürken, Viktor mucizevi bir şeye tanık olmaya başladı...

Eseri öğreniyordu.

Blitzcrank günlük komutlarını yorumlayıp dış verilere göre değerlendirerek yenilikler yapıyordu. Bu sayede Zaun halkına çok daha büyük hizmetlerde bulunmaya, hatta onlarla düzenli olarak etkileşime geçmeye başladı. Goleminin neredeyse bilinç kazanmak üzere olduğunu gören Viktor bu başarısını tekrarlamak istedi ama Blitzcrank'in gelişmekte olan bilincinin sırrını çözemeyip sadece öfkeye ve hayal kırıklığına ulaşabildi.

Blitzcrank'in gelişiminin her yönü memnuniyet verici değildi üstelik. Aşırıya kaçmamak, ufak farklara dikkat etmek gibi özellikleri yoktu ve her şeyi ya varlığının tüm zerresiyle yapıyor ya da hiç yapmıyordu. Zaman zaman Zaunluların isteklerini yanlış yorumlayıp ya da çözümde aşırıya kaçıp, anahtarını kaybetmiş tek bir kişiyi içeri sokmak için bütün bir apartmanın cephesini yıkabiliyordu.

Ya da koskoca bir fabrikayı yerle bir edebiliyordu.

Viktor'un bir mahalleyi toksik kimyasallardan temizlemeye gönderdiği Blitzcrank, yakıcı atıkları takip ederek yayıldıkları noktayı bulmuştu. Kirliliğin artmasını önlemenin en etkin yolunun bu kirliliğin kaynağını ortadan kaldırmak olduğuna hükmeden golem koskoca fabrikayı yıktı. Yıldırımlarla çevrili yumrukları, bina yamulmuş demirlerden ve molozlardan bir yığın haline gelene kadar durmadı.

Fabrikanın sahibi olan kimya baronu öfkeden köpürerek Viktor'un yakasına yapıştı. Golemi ya yok etmesini ya da olanların bedelini canıyla ödemesini söyledi. Blitzcrank'i artık emirlerini yerine getirecek bir araç değil canlı bir varlık olarak gören Viktor yıkılmıştı. İcadını gizlice güvenli bir yere kaçırmak için planlar yaptı. Bu planın tüm tehlikelerini ve sonuçlarını kabullenmeye hazırdı. Ama planını uygulamak için laboratuvara döndüğünde Blitzcrank'in çoktan çıkıp gitmiş olduğunu gördü.

Blitzcrank'in, özgün programlamasının sınırlarını aşmasını sağlayan evrimi henüz sona ermedi. Tamamen kendine yeterli hale gelen golem, görevini mucidinden bağımsız olarak yerine getirmeye başladı. Hatta dedikodulara göre Zaunlulara talimat almadan yardımcı olmak ve onları korumak için dur durak bilmeden çalışırken bir yandan da kendi bedeninde güncellemeler yapıyor.

Blitzcrank artık Zaun'da devriye gezerek aşağı şehri nasıl Valoran'ın gelmiş geçmiş en görkemli yeri haline getireceği konusundaki kararları kendisi veriyor.
Ulu Feryat’ın devasa karnı önümde yükseliyor; bitmek tükenmek bilmeyen dişlileri ve karmaşık metal parçaları dönüp duruyor. Bazıları, hexrolik asansörün bu ismi en yüksek noktasında uluyan dökme demirden kurt yüzünden aldığını düşünür. Diğerleri, kara peçeli bir hizmetçi hayaletinin kabine musallat olduğunu ve Feryat ne zaman onu Zaun’da kaybettiği sevgilisinden ayırsa haykırışlarıyla metal gövdeyi inlettiğini iddia eder. Kendi muhakeme yeteneğine güvenen birçok Piltover'lı ise, bu ismin şehrin aşağısındaki derin yarıktan esen rüzgâr nedeniyle verildiğini düşünür.

Ancak bana göre Feryat, tek bir yalnız çığlıktan ibaret değil. O bir gürültü orkestrası; binlerce farklı sesin oluşturduğu bir melodi harmanı. Beni makineye çeken şey de tam olarak bu.

Şehir boyunca yükselen sütunların desteklediği çok katlı asansör, Kordon seviyesine iniyor ve yavaşlayarak sertçe duruyor.

Sesini yükseltmek için çan şeklinde bir boru kullanan kondüktör, "Kordon’da inecekler insin!" diye bağırıyor. Kadın, kalın gözlüklerini düzelterek ekliyor: "Sınır Pazarları, Tekmaturji Koleji, Bahçecilik Merkezi."

Yolcular oluk oluk dışarıya akmaya başlıyor. Ancak düzinelerce yeni yolcu asansöre binerek katlara dağılıyor. Aralarında gece pazarlarında ticaret yapmak isteyen tüccarlar, uyumak için evlerine dönen işçiler ve cam kubbeli kültivarilerdeki gece çiçeklerini görmek isteyen varlıklı Zaun’lular bulunuyor. Tabii bir de Feryat’ın içinde yaşayan görünmez yolcular var. Veba fareleri, gölge tavşanları ve zümrüt yeşili böcekler karanlığın içinde sağa sola kaçışıyor.

Kuyu bölgesine inmek için bazen yamaçlardan aşağı indiğim oluyor; ancak bu gece, asansörün çıkaracağını bildiğim gürültü armonisine özlem duyuyorum.

Kapıdan içeri girmek yerine, asansörün dışındaki mahyalı çelik çerçevelerin cam pencereleri sardığı yere sıkıca tutunuyorum. Metal gövdem, Feryat’ın üzerine tırmanırken çınlayarak yolcuların ve kondüktörün rahatsız gözüken bakışlarını üzerime çekiyor. Yüz ifadeleri hakkındaki bilgim her geçen gün biraz daha artmaya başladı.
Yolcuların çoğu kompartımanın içerisinde soğuk ve isten uzak bir şekilde yolculuk etse de ben, açık havada mekanik parçaların çıkardığı tıkırtıların ve serbest kalan buhar seslerinin tadını çıkarıyorum. Zaten çoğu kapıdan içeri girmekte de zorlanıyorum.

Küçük bir çocuk kuyu hurdacısı babasının elini sıkıca tutmuş, pencereden beni izliyor. Ona göz kırpıyorum ve ağzı şaşkınlık olduğunu düşündüğüm bir ifadeyle ardına kadar açılıyor. Ardından babasının arkasına gizleniyor.

"Aşağı iniyor!" diye bağırıyor kondüktör. Büyük bir çana vuruyor ve parlak kırmızı kutunun üzerindeki düğmeleri ayarlıyor. Kabloların üzerinden akarak asansörün motoruna ulaşan komutların vızıltısını neredeyse duyabiliyorum.

Aşağımızdaki Zaun kulelerinin demirden tepeleri ve yeşil camdan kültivariler, karanlığın içerisinde sanki birer mum gibi ışıldıyor. Feryat üç devasa sütun üzerinde aşağıya doğru ilerlerken; demir, çelik ve camdan oluşan ağır gövdesi uğulduyor ve çatırdıyor. En yukarıdaki borudan bir buhar ıslığı duyuluyor.

Kabinin içerisindeyse kuyu hurdacısı ve çocuğu, dört telli lavtasını akort eden ve ardından derin bir melodi çalmaya başlayan müzisyeni izlemeye koyuluyor. Çaldığı müzik, tıkırdayan dişliler ve dönüp duran mekanizmalar ile bir ahenk içerisinde. Baba ayağıyla tempo tutuyor. Bir böcek kıskaçlarını şaklatıyor ve adamın çizmesinden kaçıyor. Kimya berduşlarından oluşan bir çete sakince duvara yaslanmış. Bu, şehirde sık sık çıktıkları çılgın gezintilere hiç mi hiç benzemeyen bir durum.

Feryat, çıkardığı seslerin harika uyumuyla uğuldamaya devam ediyor. Etrafımdaki senfoni beni benden alıyor ve kendimi bir anda bu pes tonlarla birlikte mırıldanırken buluyorum. Ritim sanki içimde çalınıyor ve acaba çevremdeki diğer insanlar da bunu hissedebiliyor mu diye düşünmekten kendimi alamıyorum.

Asansör yavaşlarken kondüktör “Asma Kat!” diye bağırıyor. Sicime sarılı paketler taşıyan iki kurye, asansördeki kimya araştırmacısı ekibi ve kimyasal tüccarlarından oluşan bir kalabalık ile birlikte aşağı iniyor. Ardından tiyatro bölgesinden gelen neşeli bir grup Zaun’lu asansöre biniyor.

Kadın tekrar çanını çalarak “Aşağı iniyoruz!” diye sesleniyor ve Feryat buna uğultusuyla yanıt veriyor. Asansör inişine tekrar başlıyor ve yukarıdaki bacalardan çıkan buhar da camları buğulandırıyor. Tıkırdayan makinelerin ve ıslık çalan buharın armonisi yeniden başlarken, metal göğsümde yoğunlaşan su damlacıklarını fark ediyorum.

Ahenksiz bir homurtu birden seslerin düzenini bozuyor. Titreşimler belli belirsiz olsa da, bir şeylerin ters gittiğini anlayabiliyorum. Asansör, her şey normalmişçesine inişini sürdürüyor; ta ki kulak tırmalayan bir ses mükemmel ritmini bozana kadar.

Hayatım boyunca hiç rüya görmemiş olsam da bu denli ani bir duraksamanın, makinenin en korkunç kâbusu olduğunun farkındayım.

Sarmal dişli yolu sıkışmış ve kabinin demirden bağlantıları ona sürtünerek dehşet verici bir gıcırtı çıkarıyor. Birçok kişinin hayatı söz konusu. Çaresizce destek sütunlarına tutunmaya çalışan makinenin acısını hissedebiliyorum. Feryat’ın bütün ağırlığı bükülen sütunlarının üzerine biniyor ve kabin sallanarak yan dönmeye başlıyor. Metal, bağlantı yerlerinden ayrılırken perçinler de yerlerinden fırlıyor.

Bir anlığına sallanıp ardından düşüyoruz.

Kabinin içerisindeki yolcular çığlık atıyor ve yakınlarındaki parmaklıklara tutunmaya çalışıyorlar. Bu seferki uğultu öncekinden farklı.

Kabinin en alt platformunu daha da sıkı tutuyorum. Diğer kolumu uzatıyorum ve onu da dikey sütunlardan birine doğru fırlatıyorum. Sislerin içindeki demir sütun kaygan; onu sadece birkaç santimetre ile elimden kaçırıyorum. Kolumu geri çekiyorum ve tekrar denemek için davrandığımda sırtımdan buharlar yükselmeye başlıyor. Tekrar ıskalıyorum.

Zaman yavaşlıyor. Kabininin içerisinde kimya berduşları kenara tutunmaya çalışırken, yeşil böcek açık pencereden dışarı uçuyor. Kuyu hurdacısı ve oğlu cama yaslanmış; ancak cam, ağırlıklarının altında parçalanıyor. Çocuk, kabinin dışına yuvarlanırken parmaklarıyla çerçevelere tutunmaya çalışıyor. Ardından kayıp düşüyor.

Onu yakalıyorum ve kolumu geri çekiyorum.

“Sıkı tutun,” diyorum.

Çocuk, sırtımdaki metal levhalara tutunmaya çalışıyor.

Kolumu tekrar destek sütununa doğru ateşliyorum ve bu kez elim yankılanan bir çınlamayla metali kavrıyor. Diğer kolumsa düşmekte olan kabinin etkisiyle uzuyor; o kadar ki eklemlerim çatlayacakmış gibi hissediyorum. Havada asılı bir şekilde daha da sıkı tutunuyorum.

Kabinin düşüşü ani bir sarsıntıyla birlikte duruyor. Onu şu an olduğu yerde tutan tek şey kolum. Çocuk titreyerek sırtıma daha sıkı tutunuyor.

Feryat, hâlâ yerden on beş metre yüksekte, kuyu seviyesindeki binaların üzerinde duruyor. Birbirine geçmiş metal levhalarım, üzerimdeki ağırlığın etkisiyle inliyor ve tüm dikkatimi kendimi bir arada tutmaya veriyorum. Eğer düşersem Feryat da içindeki tüm yolcularla birlikte zemine çakılacak.

Kolumu destek sütununa sabitleyerek aşağı doğru kaydırmaya başlıyorum. Üç metre kadar aşağı düşüyoruz ve kabin tehlikeli bir şekilde sallanmasının ardından tekrar dengeleniyor.

“Bunun için özür dilerim!” diye bağırıyorum. Empati söylemleri, kriz anlarında insanları rahatlatabiliyor.

Tekrar denemeliyim. Güçlü olmalıyım.

Destek sütununu kavrayan elimi azıcık gevşetiyorum ve kulakları tırmalayan bir sesle kalan on iki metre boyunca aşağı kayıyoruz. Kabin, zemine ulaştığında vanalarım derin bir oh çekiyor.

Yolculardan da benzer tepkiler geliyor ve birbirlerine destek olarak kapılardan ve kırık pencerelerden kuyu seviyesine akmaya başlıyorlar.

Sırtımdaki çocuk boynuma sarılmış, hızla nefes alıp veriyor. Kollarımı geri çekerek kendimi zemine indiriyorum ve çocuğun yere basabilmesi için eğiliyorum. Hemen babasına koşuyor ve birbirlerine sarılıyorlar.

Kondüktör asansörün içinden çıkıp bana bakıyor.

“Bizi kurtardın. Hepimizi,” diyor. Sesi, şok olduğunu düşündüğüm şeyin etkisiyle titriyor. “Teşekkürler.”

“Sadece görevimi yerine getiriyorum,” diyorum. “İncinmemenize sevindim. Size iyi günler dilerim.”

Gülümsüyor. Ardından yardım etmek için toplanan Zaun’lu kalabalığı yönetmek amacıyla diğer tarafa yöneliyor. Müzisyen emekleyerek asansörden çıkarken, kimya berduşu kızlardan biri lavtasını taşıyor. Tiyatro severlerden birkaçı yaşlı bir adamı teselli ediyor.

İki hex tamircisi yalpalayarak bana doğru geliyor; onları çadırdan bir tamir merkezi kurmaya çalışan sıhhiye subayına yönlendiriyorum. Yolcuların homurtuları ve yaralı asansörün iniltileri, kuyu seviyesinin gürültüsüne karışıyor. Göğsümdeki buhar motoru da onlara katılıyor ve ıslık çalmaya başlıyorum.

Çocuk dönüp utangaç bir şekilde bana el sallıyor.

Ben de ona el sallıyorum.

Koşarak babasına yetişmeye çalışırken, kalın çizmeleri kaldırım taşları üzerinde bir ritim tutuyor. Ulu Feryat’ın midesindeki makaralar şarkı söylerken, çarklar tıkırdıyor. Yeşil böcek ritme uygun bir şekilde kıskaçlarını şaklatıp hızla kuyu seviyesinin derinliklerinde kayboluyor.


Yetenekleri

  1. PASİF​

    Mana Bariyeri​

    Blitzcrank canı azaldığında manasına bağlı olarak bir kalkan kazanır.
  2. Q

    Roket El​

    Blitzcrank'in ateşlediği sağ eli, yoluna çıkan ilk rakibe hasar verir ve onu Blitzcrank'e doğru çeker.
  3. W

    Gazla​

    Blitzcrank kendini aşırı yükleyerek büyük oranda hareket ve saldırı hızı kazanır. Etki sona erdikten sonra geçici olarak yavaşlar.
  4. E

    Güç Yumruğu​

    Blitzcrank yumruğunu güçlendirerek bir sonraki saldırısının iki kat hasar vermesini ve hedefini havaya savurmasını sağlar.
  5. R

    Statik Alan​

    Blitzcrank'in saldırdığı rakipler, işaretlenerek 1 saniyenin ardından yıldırım hasarı alır. Ayrıca Blitzcrank bu yeteneği etkinleştirdiğinde yakınındaki rakiplerin kalkanlarını kaldırır, onlara hasar verir ve kısa süreliğine onları susturur.

Support Karakteridir.
 
Home Register Log In
Üst