Azir (Kumların İmparatoru)

damlaozkal

Administrator
Administrator
Katılım
30 Eki 2022
Mesajlar
22
Tepki
1
Azir (Kumların İmparatoru)

1667932040829.png
''Shurima, bir zamanlar Runeterra'nın medar-ı iftiharıydı. Onu tekrar eski günlerine döndüreceğim.''

Hikayesi


Ölümsüzlüğün eşiğine yaklaşmış gururlu bir adam olan Azir, çok eski zamanlarda Shurima'nın ölümlü bir imparatoruydu. Zaferlerin en büyüğünü yaşarken kibri yüzünden ihanete uğradı ve öldürüldü. Şimdiyse aradan geçen bin yılın ardından Yükselişe ermiş, muazzam bir güçten oluşan bir varlık olarak tekrar doğdu. Kumlara gömülmüş şehri tekrar ayağa kalkarken Azir, Shurima'yı eski görkemli günlerine döndürmenin peşinde.

Shurima İmparatorluğu geçmişte, Yükselenler adında yenilmez savaşçıların önderliğindeki güçlü orduların fethederek kendine bağladığı pek çok farklı bölgenin birleşiminden oluşan ve devamlı büyüyen bir diyardı. Hırslı ve güç tutkunu bir imparatorun yönettiği Shurima, çağının en büyük ülkesiydi; başkentinin kalbinde, havada asılı olan güneş kursundan yayılan güneşin gücüyle kutsanmış verimli topraklara sahipti.

Kimse imparatorun en küçük ve en önemsiz görülen oğlu Azir'in ileride büyük bir adam olacağına ihtimal vermiyordu. Önünde ondan önce tahta çıkacak o kadar çok kardeşi vardı ki, asla imparator olamayacağı belliydi. Herhalde ruhban sınıfına katılır ya da kıyıda köşede kalmış eyaletlerden birinin valisi olurdu. Çelimsiz bir çocuktu ama okumayı çok severdi; Yükselişe ermiş kahramanlardan Renekton'un sıkı dövüş dersleri için antrenman yapmaktansa, Büyük Nasus Kütüphanesi'nde bulunan metinler üzerinde çalışmayı tercih ederdi.

Parşömen, kitap ve yazıtlarla dolup taşan raflar arasında Azir bir gün, ustasının talep ettiği metinleri aramak için devamlı oraya gelen genç bir köleyle tanıştı. Shurima'da kölelere isim vermek yasaktı; ama iki oğlan arkadaş oldu ve Azir bu kuralı çiğneyerek dostunun ismini 'paylaşan kişi' anlamına gelen Xerath koydu. Xerath'ı, kişisel kölesi konumuna getirdi (onu tehlikeye atmamak için ismini halk içinde dile getirmiyordu) ve iki kafadar, birlikte Shurima'nın geçmişini ve Yükselişe ermiş kahramanları araştırarak tarihe duydukları ilgiyi paylaştı.

Bir gece babası, kardeşleri ve Renekton'la her sene yaptıkları gibi imparatorluğu dolaşırken, kervanları meşhur bir vahada mola verdi. Azir ve Xerath yıldızlara bakmak ve kütüphanede inceledikleri gökyüzü haritalarına kendilerininkini eklemek için gece yarısı sessizce oradan sıvıştı. Onlar gökteki şekillerin kalıplarını çizerken, imparatorluğun düşmanları tarafından gönderilmiş bir grup suikastçı, kervanlarına saldırıyordu. Suikastçılardan biri, çöldeki iki çocuğu gördü ve Azir'in boğazını kesmek için onlara doğru atıldı; ancak buna izin vermeyen Xerath, arkadan üzerine atlayarak onu durdurdu. O debdebede Azir, çıkardığı hançerini suikastçının boğazına sapladı.

Azir ölü adamın kılıcını kaptığı gibi vahaya doğru koştu, ancak suikastçılar çoktan defedilmişti. Renekton imparatoru korumuş ve saldırganları katletmişti; ancak Azir'in kardeşlerinden hayatta kalan olmamıştı. Azir babasına Xerath'ın ne kadar cesur olduğunu anlattı ve onu ödüllendirmesini istedi; oysa babası anlattıklarına dikkat bile etmedi. İmparatora göre o, ilgisini çekmeye değmeyecek bir köleden fazlası değildi; ama Azir, Xerath ve kendisinin bir gün kardeş sayılacağına dair yemin etti.

İmparator başkente döndü. On beş yaşına gelmiş olan Azir, artık varisiydi ve onu korumak için suikastçıları gönderdiğine inandığı gruplara karşı kanlı ve acımasız bir kampanya başlattı. İmparator, ona ihanet ettiğini düşündüğü herkesten intikam almaya çalışırken, Shurima yıllarca paranoya ve cinayetlerle çalkalandı. Tahtın varisi olmasına rağmen Azir'in hayatı pamuk ipliğine bağlıydı. Babası ondan nefret ediyor, kardeşlerinin yerine onun ölmüş olmasını arzu ediyordu ve imparatoriçe halen doğum yapabilecek kadar gençti.

Azir savaş eğitimlerine ağırlık verdi; vahada yaşadıkları saldırıda, aslında dövüş sanatları konusunda ne kadar deneyimsiz olduğu ortaya çıkmıştı. Renekton genç veliahtı eğitme görevini üstlendi ve Azir, onun himayesi altında kılıç savurup kalkan kullanmayı, askerlere emretmeyi, çatışmanın akışını ve gel-gitli doğasını okumayı öğrendi. Gerçekten güvendiği tek kişi olan Xerath'ı ise sağ kolu olarak atadı. Kendisine daha iyi danışmanlık yapabilmesi/önerilerde bulunabilmesi için ona, bilgi neredeyse oraya gitme görevini verdi.

Yıllar yılları kovalıyor, ancak her gebeliği düşükle sonuçlanan imparatoriçe, bir türlü yeni bir bebeği kucağına alamıyordu. O doğum yapamadıkça, Azir bir nebze daha güvendeydi. Saray halkı bir lanetin varlığından bahsediyor, hatta olanlar için genç veliahtı suçluyordu. Azir ise masum olduğunu savunuyor, bu tarz suçlamaları açık şekilde yapanları idam etmekten bile çekinmiyordu.

Sonunda, imparatoriçenin sağlıklı bir erkek çocuğu dünyaya getirdiği gece, Shurima'da korkunç bir fırtına patlak verdi. Odası ardı ardına düşen yıldırımlarla sarsılan imparatoriçe, yeni doğmuş çocuğuyla birlikte feci şekilde can verdi. İmparatorun haberi duyunca acıdan deliye dönerek kendi canına kıydığı duyurulsa da; muhafızlarıyla birlikte sarayda paramparça ve küle dönmüş iskeletlerinin bulunduğuna dair hikâyelerin yayılması uzun sürmedi.

Azir ailesini kaybetmenin şaşkınlığını yaşarken, imparatorluğun ise bir lidere ihtiyacı vardı. Genç veliaht, Xerath'ın da desteğiyle tahta çıktı. İlerleyen on senede, katı ama adil yönetimiyle Shurima'nın sınırlarını daha da genişletti. Kölelerin hayatını iyileştirmek için reformlar yaparken, bin yıllık geleneği alt ederek onlara özgürlüklerini kazandırmak için gizlice planlar yaptı. Planlarını Xerath'tan bile saklıyordu ve kölelik konusu, aralarındaki süregelen anlaşmazlığın temelini oluşturuyordu. İmparatorluk, kölelik sistemi üzerine inşa edilmişti ve çoğu soylu aile, zenginliğini ve nüfuzunu onlara borçluydu. Böylesine kemiklere işlemiş kurumları bir gecede devirmek imkansız olduğundan, Azir planlarını halkına açıklayacak olsa, onları gerçekleştiremeden yok edileceklerini biliyordu. Azir, Xerath'ı kardeşi olarak tanıtmayı ne kadar istese de, Shurima'daki tüm köleleri özgürlüğüne kavuşturmadan bunu yapması mümkün değildi.

Xerath uzun yıllar boyunca Azir'i siyasi alanda hasımlarından korudu ve imparatorluğun genişlemesine danışmanlığıyla yol verdi. Azir'in evliliğinden ve kötü yönlendirmelerle birlikte olduğu cariye ve kölelerden pek çok çocuğu oldu. Xerath'sa onun dünyanın gördüğü en büyük imparatorluğa sahip olmak konusundaki büyük vizyonunu destekledi. Ancak ona göre Azir, bütün cihana hükmedebilmek için yenilmez olmalı, adeta tanrılaşmalıydı; yani Yükselişe ermeliydi.

İmparatorluk gücünün zirvesine yaklaşırken Azir, Yükseliş törenine katılarak Nasus'un, Renekton'un ve şanlı atalarının yanındaki yerini alacağını duyurdu. Bu kararı pek çok kişi şüpheyle karşıladı; Yükseliş oldukça tehlikeli bir törendi ve yalnız hayatını Shurima'ya adamış ve hizmetleri için onurlandırılacak kişilere yaşamının sonuna yaklaştıklarında yapılırdı. Yükseliş'e kimin ereceğine Güneş Rahipleri karar verirdi; bir imparatorun kendi kendini buna layık ilan etmesi şaşılacak şeydi. Fakat Azir, bu ihtiyatsız kararından geri dönecek değildi; kibri de tıpkı imparatorluk toprakları gibi hızla büyümüştü. Böylece halkına da boyun eğmek kaldı.

Tören günü sonunda gelip çattı ve Azir, binlerce asker ve on binlerce tebaasının nezaretinde Yükseliş Platformu'na doğru ilerlemeye başladı. Renekton ve Nasus kardeşler, Xerath'ın bildirdiği acil bir duruma müdahale etmek için oradan ayrılmıştı; ancak bu, Azir'i kader anına doğru ilerlemekten alıkoymadı. Şehrin kalbinde yer alan tapınağın tepesindeki muazzam altın kursa doğru ilerledi ve güneş rahipleri törene başlamadan hemen önce Xerath'a dönerek sonunda onu azat etti. Üstelik sadece onu da değil; bütün köleleri.

Xerath ne diyeceğini bilemiyordu, oysa Azir'in söyleyecekleri daha bitmemişti. Onu kucakladı ve yıllar önce söz verdiği gibi sonsuza dek kardeşi olduğunu açıkladı. Rahipler, güneşin gücünü toplamak için törene başladığında, arkasını döndü. Ama bilmediği bir şey vardı: Xerath'ın bilgiye olan düşkünlüğü, yalnız tarih ve felsefeyle sınırlı kalmamıştı. İçinde habis bir tümör gibi büyüyen özgürlük arzusu zamanla onu yiyip bitiren bir nefret hissine dönüşürken Xerath, kara büyü sanatında ustalaşmıştı.

Törenin en can alıcı noktasında eski kölesi, Azir'e tüm kudretiyle saldırdı ve onu çıktığı yerden düşürdü. Xerath onun yerini alırken, rünlerle çevrili çemberin korumasından çıkan Azir, güneşin ateşiyle kavruldu. Işığın güçle doldurduğu Xerath, ölümlü bedeni dönüşmeye başlarken haykırdı.

Bu tören onun için düzenlenmemişti ve böylesine muazzam güce sahip semavi enerjileri farklı yere yönlendirmenin çok ağır sonuçları vardı. Yükseliş töreninde toplanan güç, dışarı doğru patladı ve Shurima yerle bir oldu. İnsanlar yanıp küle dönüştü, heybetli saraylar şehrin tamamıyla birlikte kumlara gömüldü. Güneş kursu gökten düştü. Yapımı asırlar süren bu görkemli medeniyet, bir adamın hırsı ve diğerinin yanlış kişiye yönelttiği nefreti yüzünden aniden yok oldu. Azir'in şehrinden geriye kalan tek şey, kumlara gömülü harabeler ve katledilen halkının gece rüzgârlarında uğuldayan çığlıklarıydı.

Azir ise bunların hiçbirini görmedi. Onun için her şey hiçlikten ibaretti. Hafızasında yer eden en son anı, acı ve ateşten ibaretti; tapınağın zirvesinde onun ve imparatorluğunun başına gelenlerden bihaberdi. Sonsuza dek unutulmaya yüz tutmuştu, ta ki Shurima'nın başına gelen felaketten binlerce yıl sonra, kendi soyundan hayatta kalan son kişinin kanı, tapınağın kalıntılarına dökülüp onu diriltene dek. Azir yeniden doğmuştu, fakat hâlâ eksikti; o yılmaz iradesinden geriye kalanlarla ayakta tuttuğu vücudu, havada uçuşan kum zerrelerinden halliceydi.

Bedeni yavaş yavaş cismani bir hal aldığında, yıkıntılar arasında dolaşmaya başladı ve bir hançerin sırtına haince saplandığı bir kadın cesedine rastladı. Onu tanımıyordu, ancak kadının yüz hatları kendi soyundan gelenleri andırıyordu. Shurima'nın bu evladını kucağına alıp onu bir zamanlar Şafağın Vahası dedikleri yere taşırken, aklında ne imparatorluğa ne de güce dair düşüncelerden eser kalmamıştı. Vaha bomboş ve kuruydu; ama Azir'in attığı her adımda taşlı zeminden berrak sular yükseliyordu. Azir kadının vücudunu vahanın şifalı suyuna daldırdı. Kanlar akıp giderken, hançerin onu yaraladığı yerden geriye yalnız belli belirsiz bir yara izi kalmıştı.

Bu özverili davranışının ardından Azir birden ateşten bir sütunun içinde göğe yükseldi. Shurima'nın büyüsü onu canlandırdı ve olması gerektiği gibi Yükselişe ermesini sağladı. Güneşin sonsuz parlaklığı içine akarak etrafındaki muhteşem zırhı oluşturdu ve ona kumlara hükmetme gücünü bahşetti. Azir kollarını kaldırdı ve yerle bir olmuş şehri, çölün altında geçirdiği yüzyılların tozunu üzerinden atarak yükseldi. Güneş kursu bir kez daha göğe yükseldi ve tapınakların arasından tekrar dökülmeye başlayan şifalı sular, imparatorun emriyle ışıldayarak dalgalandı.

Azir, yeniden yükselttiği güneş tapınağının merdivenlerini çıktı ve kumlara şehrinin son anlarını tekrar canlandırmalarını emretti. Kumdan hayaletler, ona şehrin uzun zaman önce yaşanan sonunu gösterirken Azir, Xerath'ın ihanetini dehşet içinde seyretti. Ailesinin katledilişine, imparatorluğunun yıkılışına ve gücünün ondan çalınışına gözyaşları içinde tanık oldu. Eski dostunun içindeki nefretin derinliğini ancak şimdi, bin yıl sonra anlayabilmişti. Artık Yükselişe ermiş birinin gücü ve öngörüsüyle Azir, Xerath'ın dünyanın uzak bir köşesinde olduğunu hissetti ve kendine kumdan bir ordu yarattı. Güneş ışıkları tepedeki kursta alev alev yanarken, Azir yemin etti.

Benim olanı geri alacağım ve topraklarıma tekrar hükmedeceğim!
Azir altın döşeli İmparatorluk Yolu’nda yürüdü. Shurima’nın ilk hükümdarları olan atalarının devasa heykelleri, onun ilerleyişini seyrediyordu.

Şafak sökmeden hemen önceki yumuşak, loş ışık şehrini kapladı. Yukarıda hâlâ etrafı aydınlatan en parlak yıldızlar, doğan güneşle birlikte yakında kaybolacaktı. Gece göğü Azir’in hatırladığı gibi değildi; takımyıldızların konumları değişmişti. Binyıl geride kalmıştı.

Azir’in ağır hüküm asasının her adımda çıkardığı ses, yalnızlığı anlatan bir melodinin tek notası gibi başkentin boş sokaklarında yankılanıyordu.

Bu yolda son yürüdüğünde, arkasındaki on bin seçkin savaşçının uygun adım yürüyüşü ve halkın tezahüratı şehri inletmişti. Bu, onun en şanlı günü olacaktı; ancak bu şan ondan çalınmıştı.

Şimdi ise bir hayalet şehre bakıyordu. Halkına ne olmuştu?

Azir, imparatorlara yakışır bir hareketle yolun kenarındaki kumlara yükselmelerini ve canlı heykellere dönüşmelerini emretti. Bu, geçmişe dair bir görüntü, Shurima’nın anılarının vücut bulmasıydı adeta.

Kumdan heykeller ileri baktı; başları, yarım fersah ötedeki Yükseliş Platformu’nun üzerinde asılı duran devasa Güneş Kursu’na dönmüştü. Güneş Kursu, Azir’in imparatorluğunun şanını ve kuvvetini ilan edercesine duruyordu; ama onu görecek kimse kalmamıştı. Azir’i uyandıran ve onun soyundan gelen Shurima’nın kızı gitmişti. Kızın çölde bir yerlerde olduğunu hissetti. Birbirlerine kan bağıyla bağlanmışlardı.

Azir İmparatorluk Yolu’nda ilerlerken, halkının kumdan hatıraları Güneş Kursu’nu işaret etti; yüzlerindeki neşeli ifadenin yerini korku almıştı. Ağızları sessiz bir çığlıkla açıldı. Dönüp kaçmaya, tökezleyip düşmeye başladılar. Azir hepsini ümitsiz bir sessizlik içinde izledi, halkının son anlarına çaresizce bir kez daha tanık oldu.

Görünmeyen bir enerji dalgasıyla yok oldular, toza dönüştüler ve rüzgâra kapılıp savruldular. Yükseliş töreninde ters giden ve tüm bu felakete yol açan şey neydi?

Azir dikkatini topladı. Daha kararlı adımlar atmaya başladı. Yükseliş Merdiveni’ne ulaştı ve basamakları beşer beşer çıkmaya başladı.

Sadece en güvendiği askerleri, ruhban sınıfı üyeleri ve kraliyet soyundan gelenler merdivene ayak basabilirdi. Bu ayrıcalığa sahip kişilerin kumdan suretleri yolun iki yanına dizilmişti. Rüzgârda savrulmadan önce, yüzlerinde acı ve sessiz bir yakarışla yukarı baktılar.

Koşmaya başladı; basamakları hızla çıkarken pençeleri taş zemine saplanıyor, çentikler açıyordu. Kumdan figürler, o koşarken iki yanında yükselip, ardından tekrar dağılıyorlardı.

Basamakların tepesine ulaştı. Burada, son seyircileri gördü: en yakın yardımcıları, akıl hocaları, yüksek rahipler. Ailesi.

Dizlerinin üzerine çöktü. Tüm detaylarıyla mükemmel bir şekilde kumdan vücut bulmuş ailesi, içini acıtırcasına tam karşısındaydı. Karnında bebeğiyle karısı, hemen yanında annesinin elini tutmuş utangaç kızı. Dimdik ayakta duran, yakında çocukluktan erkekliğe geçecek olan oğlu.

Azir, dehşet içinde suratlarının değiştiğini gördü. Olacakları bilse de, bakışlarını kaçıramadı. Kızı, yüzünü annesinin elbisesinin eteğine gömerken; oğlu, meydan okuyan bir haykırışla kılıcına uzandı. Karısınınsa gözleri, hissettiği çaresizlik ve üzüntü ile irileşmişti.

Görünmez felaket, onları yok oluşa sürükledi.

Buna katlanmak çok güçtü, ama Azir’in gözleri ıslanmadı. Yükseliş’e ermiş hali, etraftaki hüzünlü tabloyu sonsuza dek dağıttı. Kalbi buruk, kendini ayağa kalkmaya zorladı. Soyu hayatta kalmıştı, emindi bundan. Ama nasıl?

Onu bekleyen son bir hatıra daha vardı.

İlerledi, Platform’a bir basamak kala durdu ve kumların tekrar canlandırdığı o sahneyi yeniden izledi.

Kolları iki yana doğru açılmış, beli arkaya savrulmuş ölümlü bedeninin, Güneş Kursu’nun altında havaya yükselişini gördü. Bu anı hatırlıyordu. Güç, vücudunun içinden akarak geçmiş, benliğini kuşatarak onu ilahi kuvveti ile doldurmuştu.

Kumlar, yeni bir şekle büründü. Güvenilir kölesi, büyücüsü Xerath’tı bu.

Dostunun dudaklarından, sessiz bir kelime döküldü. Azir, tıpkı camdanmış gibi paramparça oluşunu, bedeninin kum zerreleri halinde etrafa saçılışını seyretti.

“Xerath” dedi Azir, fısıltıyla.

Hainin suratında anlaşılamaz bir ifade vardı; ama Azir’in görebildiği tek şey, bir katilin yüzüydü.

Bu nefrete ne sebep olmuştu? Azir bunu daha önce hiç fark etmemişti.

Xerath’ın kumdan sureti, Güneş Kursu’nun ona odaklanan enerjisi ile havada yükselmeye başladı. Yüksek muhafızlardan oluşan bir grup ona doğru atılsa da, çok geç kalmışlardı.

Acımasız bir kum dalgası etrafı sarıp sarmaladı ve Shurima’nın son anlarını dağıtarak etrafa savurdu. Azir, geçmişinin giderek soluklaşan hatırasının ortasında tek başına durdu.

Halkını öldüren buydu demek.

Arkasını döndü, tepesindeki Güneş Kursu’nun üzerine yeni söken şafağın ilk ışıkları vuruyordu. Göreceğini görmüştü. Dönüşmüş Xerath’ın kumdan bedeni, ardında dağılıp yok oldu.

Doğan güneş, Azir’in kusursuz, altın zırhı üzerinde etrafı kör eden bir ışıltıyla parladı. O anda, hainin hâlâ hayatta olduğunu anladı. Büyücü’nün özünü, etrafındaki havada hissedebiliyordu.

Elinin tek hareketiyle, Yükseliş Merdiveni’nin başladığı yerde seçkin savaşçılarından oluşan kumdan bir ordu yükseldi.

''Xerath'' dedi, öfke dolu bir sesle. ''İşlediğin suçlar cezasız kalmayacak.''

Yetenekleri

  1. PASİF​

    Shurima'nın Mirası​

    Azir yok edilen dost ya da rakip kulelerin kalıntılarından Güneş Kursu oluşturabilir.
  2. Q

    Kumların Fatihi​

    Azir, tüm Kumdan Askerlere belli bir konuma gitme emri verir. Kumdan Askerler koşarlarken çarpıp içinden geçtikleri bütün hedeflere büyü hasarı verir ve 1 saniyeliğine yavaşlatma etkisi uygular.
  3. W

    İleri!​

    Azir'in çağırdığı Kumdan Asker, onun yerine yakındaki hedeflere saldırır. Azir'in normal saldırıları yerine geçen bu saldırılar, Kumdan Asker'in menzili dahilindeki hedeflere yapılabilir ve bir hat üzerindeki rakiplere büyü hasarı verir. İleri! ayrıca pasif olarak Azir'e ve Kumdan Askerlere saldırı hızı verir.
  4. E

    Kayan Kumlar​

    Azir kısa süreliğine kalkana bürünür ve Kumdan Askerlerinden birine doğru atılarak rakiplere hasar verir. Bir rakip şampiyonla çarpışırsa anında yeni bir Kumdan Asker hazırlar ve hareketine son verir.
  5. R

    İmparatorluk Muhafızları​

    Azir'in çağırdığı askerler, yan yana dizilerek ileriye doğru atılır ve rakipleri geriye savurarak, onlara hasar verir.

Azir karakterimiz(hero) mid yani orta koridor(lane) karakteridir.
 
Home Register Log In
Üst