Ashe (Ayaz Okçu)

damlaozkal

Administrator
Administrator
Katılım
30 Eki 2022
Mesajlar
22
Tepki
1
Ashe (Ayaz Okçu)

Ekli dosyayı görüntüle 485

Hikayesi


Ashe, kabilelerin birbirine yaptığı acımasız akınların ve klanlar arasındaki kanlı savaşların, soğuk rüzgârların uluması ve tundranın amansız soğuğu kadar doğal olduğu Kuzey Freljord'da doğdu.

Ashe hem az nüfuslu, anaerkil Avarosa kabilesinin şefi Grena'nın tek kızı hem de bir Buzdoğan'dı. Buzdoğanlar, nesillerdir yaşadıkları toprakların sihriyle aralarında bir bağ bulunan ve Gerçek Buz'un gücünü kullanabilmek gibi nadir yetenekleri olan savaşçılardı. Herkes Ashe'in annesinin izinden giderek kabilenin yeni şefi olacağını farz ediyordu; ancak onun şanda şöhrette gözü yoktu. Savaşçı soyunun ve doğaüstü yeteneklerinin omuzlarına yüklediği büyük sorumluluk yüzünden kendini herkesten kopuk, yalnız ve sıkıntılı hissediyordu.

Tek tesellisi Ornkaal Kayalıklarındaki yaz avları sırasında onlarla kalan, kardeş bir kabileye üye ve Ashe'le yaşıt bir Buzdoğan olan Sejuani'ydi. İki kız arasındaki arkadaşlık çocukluklarını şekillendirmişti ama ergenliğe girmelerinden hemen önce birbirlerinden kopmak zorunda kalmışlardı. Grena her ne yaptıysa Sejuani'nin kabile şefi olan büyükannesini gücendirmiş, iki kabile arasındaki dostluk aniden bitmişti.

Kısa süre sonra, artık gençliğini yitirmeye başlayan Grena halkını eski görkemli günlerine döndüreceğini umduğu “Avarosa'nın Tahtı”nı aramaya koyuldu. Taht aslında kıymetli ve büyülü eşyalardan oluştuğu iddia edilen ama gerçek olup olmadığı bilinmeyen bir defineydi.

Fakat Grena kehanetlere ve efsanelere duyduğu inanç yüzünden pek çok risk alıyor, bu yüzden kabilesi sık sık zayıf düşüyordu. Sonunda, başka bir kabilenin bölgesine yaptıkları tehlikeli ve gereksiz bir saldırı sırasında Grena öldürüldü. Ani ölümü Ashe'i kaçmak zorunda bırakmıştı. Kabile üyelerinin çoğu ise hayatını kaybetmişti.

Peşinde düşmanlarıyla bir başına kalan Ashe, annesinin son haritasını takip ederek ıssız bir buz dağına doğru yöneldi. Burada gerçekten de Avarosa'ya ait olabilecek bir mezar ve onun Gerçek Buz'dan yapılma yayını buldu. Bu silahı kullanarak annesinin öcünü aldı. Sonra batıya yöneldi.

Ashe görev bilincinden midir, yalnızlıktan mıdır bilinmez ama karşılaştığı dağınık Ocakkanlı, yani insan kabilelerini korumaya başladı ve bu sayede ünlendi. Esir alma geleneğine uymayı reddetti. Onun yerine bu çaresiz insanları yeni kabilesinin eşit üyeleri yaptı. Böylece şöhreti hızla yayıldı. Kısa süre içinde, pek çok kişi Ashe'in sadece Avarosa'nın yayını taşımakla kalmayıp efsanevi savaşçının bizzat kendisi olduğuna inanmaya başladı. Freljord'u birleştirmek için yeniden doğmuştu.

Ama masallar takipçilerinin karnını doyurmazdı. Güneye yaptıkları uzun göç, kabileyi açlıktan ölmenin eşiğine getirmişti. Böylece Ashe, hakkındaki efsanelerden faydalanmaya başladı. Onları kullanarak güçlü ve geniş topraklara sahip güney kabileleriyle anlaşmalar yaptı. Kabilelere, onları birleştirerek komşu krallıklara rahatça kafa tutacak bir ulus haline getirmeyi vaat etmişti.

Bu yeni ittifaklar beraberlerinde yeni tehlikeler de getirdi. Ashe çabucak kendini bir politik çekişmenin merkezinde buldu. Freljord kabilelerinin yöneticileri olan savaş analarının evlenmesi beklenirdi. Eşini önde gelen kabilelerin birinden seçecek olursa diğerleri öfkelenecekti. Ashe isterse birden fazla koca alabilirdi ama bu da çekişmenin kendi evine taşınıp alevlenmesine neden olacaktı. Sonuçta dökülecek olan kan, kurmak için dişini tırnağına taktığı ittifakları bozacaktı.

Bu soruna bulduğu çözüm, soyu neredeyse tükenmiş bir dağ klanına üye, yoksul, avare bir savaşçı olan Tryndamere'di. Adam ne ruh gezginiydi ne de doğanın güçlerinden gelen güçleri vardı; ama Ashe'in yeni kurduğu başkente gelir gelmez, kendini bulduğu her düello ringine atmıştı. Hiçbir şeye aldırış etmeden savaşıyor, klanından geriye kalan yokluk içindeki bir avuç insanın daha güçlü kabilelerden birine katılmaya layık olduğunu kanıtlamaya uğraşıyordu; fakat acımasız savaş tarzı ve olağandışı kuvveti Freljord'lulara göre bile aşırıydı. Pek çok kişi, onun kötücül sihirden güç aldığından şüpheleniyordu. Bunlara kulak asmayan Ashe, Tryndamere'e ilk ve tek yeminlisi olması karşılığında halkını kendi halkına katmayı teklif etti.

Tryndamere gönülsüz de olsa kabul etti. Evlilikleri politik amaçlarla yapılmış olmasına rağmen aralarında gözle görülür bir çekim vardı. Bu çekim yavaş yavaş gerçek bir sevgiye dönüştü.

Ashe şimdi, kuşaklardır Freljord'da kurulmuş en büyük kabileler birliğinin başı; ancak kurduğu bu birlik iç entrikaların, yabancı güçlerin, şiddet yanlısı Kışın Pençesi'nin sürekli büyüyen ordusunun ve Ashe'in en azından inanıyormuş gibi yapması gereken sözde bir kaderin sürekli yıkmakla tehdit ettiği gergin bir barışın üstünde dengede durmaya çalışıyor.
Devasa meşalenin ateşi bir anda canlandı. Alevleri göğe yükselmeye başladı. Toplanmış olan kabileler geçmişte bu ateşin yakılmasını festivalin başlangıcı olarak kabul ederlerdi.

Hasat festivali hem kabilelerin yıl boyunca yaptığı en büyük hem de ovalara kış bastırmadan önce yapılan son kutlamaydı. Ateş yakılınca, dağların buzla kaplı yamaçlarında üç kız kardeşlerden kutsama isteyen tezahüratların yankılanması gerekirdi; ama şimdi, alanda toplanmış olan Avarosalar başlarını alevlerden üstünde Ashe'in durmakta olduğu sahneye çevirirlerken çıt çıkmıyordu.

Genç kadın gözlerini kalabalıkta gezdirdi. Daha önce hiçbir festivale bu kadar çok gelen olmamıştı. Ashe, kendisini görmeye geldiklerinin de farkındaydı.

Yayını omzundan indirdi. Gerçek Buz'un artık alıştığı, delici soğuğu tüm vücuduna yayıldı. Silahı ne zamandır kullanıyor olmasına rağmen soğuk hâlâ can yakıcıydı; ama Ashe artık bu acıyı memnuniyetle karşılıyor, dikkatini dağıtacak şeyleri engelleyip odaklanmak için kullanıyordu. Bakışlarını kalabalıktan ayırıp gürül gürül yanmakta olan alevlere dikti. Yayın kirişini çekerken derin bir nefes aldı. Festivalin tüm diğer sesleri silikleşti.

Yayın içinde çağlamakta olan güçlü büyünün çağrısıyla, saf ayazdan yapılma kristal bir ok oluştu. Ashe yaydan gelen büyünün kollarında akmasına izin verirken nefesini tuttu. Sahnedeki sıcaklık birden düştü, ayaklarının altından kırağı yayılmaya başladı.

Sonunda soğuğun altında ezilecek gibi olduğunda nefesini de oku da bıraktı.

Ok kalabalığın üstünde yüksek bir yay çizerek kulakları sağır eden bir çatırtıyla hedefine saplandı. Meşale bir anda donmuş, yayılan buz dans eden alevlerin biçimlerini katılaştırmıştı. Batmakta olan güneşin ışınları kristalleşmiş ateşin içinden geçip kırılarak aşağıdaki kalabalığın üstüne düşünce beklenen tezahürat başladı. Kalabalık üç kız kardeşlerden; yani Lissandra, Serylda ve Ashe'in bedeninde yeniden doğmuş Avarosa'dan kutsanma diliyordu.

Ashe konuşmasını kısa tuttu.

“Avarosalar! Daha önce böyle kalabalık bir hasat festivali görülmemiştir. Karların öte yakasından gelen hısımlarınızla yan yana oturun. Artık hepimiz tek bir aileyiz. Yiyin, için, eğlenin!”

Kalabalık adını haykırırken gülümsedi. Yayını havaya kaldırdığında tezahüratlar daha da arttı.

Ama Ashe içten içe yüzünü buruşturuyordu. Onları bir araya getirenin kendi liderliği mi yoksa taşıdığı silah mı olduğunu sık sık merak ediyordu. Yay Avarosa'nın simgesiydi. Taşıyan o olduğu için de Freljord'da pek çok kişi Ashe'in yeniden doğan Avarosa olduğuna inanıyordu. Yayı tekrar omzuna asıp bu düşünceyi kafasından attı. Önemli olan neden katıldıkları değil, bir araya geldiklerinde oluşturdukları şeydi. Sahneden inip üstü ziyafet yiyecekleriyle dolu masalara dağılan kalabalığa katıldı.

Neşe içindeki kabileler tanışıp sohbet ediyor; yiyeceklerini, içeceklerini ve geçmiş avlarının hikâyelerini paylaşıyorlardı. Taş Kazma kabilesi, güneyin sıcak iklimli ama tehlikeli dağlarını anlatıyordu. Kızıl Karlar, kıyıdan iç kesimlere girmeye çalışan Noxus birliklerini nasıl yendiklerini anlatınca Ashe herkesin coşkusuna katıldı. Tipi gezgini olmakla nam salmış Buzdamarlardan bir savaşçı Ashe yanından geçerken dostça sırtına vurdu. Genç kadının içine garip bir ürperti yayıldı.

Tüm bu kabileler ve başkaları çağrısına yanıt verip kutlamalara katılmaya gelmişti. Hepsi Avarosalara bağlılık yemini etmişti. Hepsi de Ashe'in farklı bir rol oynamasına ihtiyaç duyuyordu. Kâhin. Kurtarıcı. Arabulucu. Savaş anası.

Ashe'in elinden gelse hepsi olurdu.

Fakat ziyafet alanının öbür ucuna yaklaştığında donakaldı. Son masada herkesten uzak duran, ciddi tavırlı, çok iyi tanıdığı bir grup Buzdoğan vardı. Bunlar Kar Müritleri'ydi. Daha birkaç ay önce bir kabilenin tamamını katletmiş, bağnaz, gözünü kan bürümüş insanlardı.

Kanına girdikleri kabilenin tek suçu Avarosalara katılmış olmaktı.

Belli ki liderleri olan iri yarı bir kadın yerinden kalkıp Ashe'e yaklaştı. “Avarosa'nın seçtiği, onun kutlu yayını kullanan Savaş Anası Ashe. Adım Hildur Svarhem. Kar Müritleri'nin doğruluk muhafızı ve savaş anasıyım.”

Ashe'in gözünün önüne yine yanıp kömür olmuş kulübeler, kulaklarına azap içinde can veren halkının çığlıkları geldi. Öfkesi harladı. Hildur konuşmasına devam ederken çevrelerindeki kalabalık sessizleşti, fısıltılar yayılmaya başladı. Orada bulunan herkes, Kar Müritleri'nin yaptıklarını duymuştu.

“İnançsız hainlerin, yeniden doğmuş Avarosa olduğunu iddia eden yalancıları takip etmesine izin vermeyeceğimize ant içmiştik. Savaşçıların cesurca dövüştü ama iyi dövüşemedi.” Sırtından koca bir savaş baltası indirdi. Baltanın kesici ağzı ince ama belirgin bir Gerçek Buz tabakasıyla kaplıydı. Kadın gerçek bir Buzdoğan olduğundan, dondurucu silahın verdiği rahatsızlığa sessizce katlanıyordu.

Ashe kadının kolları bacakları ayrık duruşunu ölçtü, aralarındaki kısa mesafenin kaç adım olduğunu saydı. Hildhur'un zırhında kanlar kurumuştu. Onlar da mı Avarosa kanıydı? Ashe'in kasları kasıldı, harekete geçmeye hazırlandı. Gelecek her saldırıyı karşılayabilirdi.

Ama hiç beklemediği bir şey oldu. Kar Müritleri'nin savaş anası önünde diz çöküp savaş baltasını iki eliyle ona sundu.

“Bizi affet Savaş Anası Ashe. Şimdi bildiklerimi o zaman bilmiyordum. Sana tüm takipçilerinin önünde meydan okumaya, maskeni düşürüp sahtekâr olduğunu göstermeye gelmiştim; ama kullandığın büyü, daha önce eşini benzerini görmediğim kadar güçlü. Avarosa'nın senin ağzından bizlere seslendiğini kimse inkâr edemez. Sana baltam Devkatili'ni ve kellemi sunuyorum. Halkımın canını bağışla. Avcılıkla, çiftçilikle ve senin adına can vererek değerlerini kanıtlasınlar.”

Orada bulunan Kar Müritleri'nin her biri savaş anasının yaptığını yaparak saygıyla diz çöktü.

Kalabalıktan hemen intikam isteyen sesler yükselmeye başladı. “Akıncılara ölüm!” diye bağırıyorlardı.

Ashe oraya ulaştığında dumanı tüten harabelerden ibaret kalmış olan köyün iskelete benzeyen kalıntıları, saldırının hikâyesini açıkça anlatıyordu. Kalan birkaç savaşçıyı hemen tanımışlardı çünkü cesetleri yakılmamış, parçalanıp kargalar didiklesin diye bırakılmıştı. Kabilenin geri kalanı evlerine saklanıp canlarının bağışlanmasını ya da en azından çabucak ölmeyi dilemişti.

İki dilekleri de yerine gelmemişti.


Gözleri hiddetten yaşaran Ashe baltaya uzandı. İbret olsun diye Hildur'un kellesini alıp...

Ashe baltanın sapını kavradı, Gerçek Buz'un soğuğu her zamanki gibi koluna saplanırken sırtındaki yayın titreştiğini hissetti. Yavaş, kış rüzgârı gibi ürperten bir titreşim.

Zihni sakinledi.

Savaş baltasına bakarak, “Kalk, Hildur,” dedi.

Hildur ayaklandı. Kafası karışmış, kaşları çatılmıştı. Ashe kadının delici bakışlı gözlerinin içine baktı.

“Kar Müritleri kabilemden insanların kanını döktü, düşmanımdır,” diye devam etti. “Ama sen şimdi, burada alçak gönüllülük ve pişmanlık gösterdin. Sizler artık Kar Müritleri değilsiniz. Bu günden itibaren sizler de Avarosa'sınız ve bu yüzden de ailemizdensiniz. Benden korkmana gerek yok, kuzenim.”

Ashe savaş baltasını kadının eline geri tutuşturunca ortamdaki gerilim dağıldı. Kutlamalara hemen geri dönüldü. Kalplerdeki neşe, affedicilik ve merhametle ikiye katlanmıştı. Ashe masada oturan herkesin yanına gidip teker teker hoş geldiniz dedi.

Dönüp yanlarından ayrılırken üzüntüsünü belli etmemeye çalışıyordu. Yüreği hâlâ yanıyordu ama onun halkı intikam yolundan yürümemeliydi. Parmaklarını yayın kirişinde gezdirerek içine yayılan soğukla rahatlamaya çalıştı.

Daha iyi biri olacaktı. Olmak zorundaydı.

Yetenekler

  1. PASİF​

    Buz Atışı​

    Ashe, saldırılarıyla hedefleri yavaşlatarak bu hedeflere daha fazla hasar verir. Ashe'in kritik vuruşları ilave hasar vermez ama hedefe güçlü bir yavaşlatma etkisi uygular.
  2. Q

    Pürdikkat​

    Ashe saldırı yaptıkça Odak biriktirir. Azami Odak yüküne ulaştığında, Ashe Pürdikkat yeteneğini kullanarak bütün Odak yüklerini harcayabilir. Bu yetenek Ashe'e bir süreliğine Saldırı Hızı verir ve bu süre boyunca Ashe'in normal saldırısı güçlü bir ok yağmuruna dönüşür.
  3. W

    Yaylım Ateşi​

    Ashe, ilerledikçe yayılan ve fazladan hasar veren oklar fırlatır. Ayrıca Buz Atışı etkisi uygular.
  4. E

    Şahin Atışı​

    Ashe, Şahin Ruhu'nu haritanın herhangi bir yerine keşif görevine gönderebilir.
  5. R

    Büyülü Kristal Ok​

    Ashe düz bir hatta buzdan bir ok atar. Ok rakip bir şampiyona çarparsa hasar verir ve şampiyonun sersemlemesine neden olur. Sersemletme süresi, okun kat ettiği mesafe arttıkça artar. Ayrıca hedefin çevresindeki birimler de hasar alarak yavaşlar.

Ashe Karakterimiz Alt Koridorda(lanede) oynar.
Adc Karakteridir(herosudur.
Bazen support da olabiliyor.
 
Home Register Log In
Üst